şu saatte çalma aklımın kapısını

duvarda ki kurşun delikleri şahidiydi çocuğun. babam diyordu on yedi yerinden vurulmuş. sırp’ız biz. akıncılarla kağıt oynarız. vakti zamanında diyor
osmanlının ben bilmem gelmişini

ecdat kelimesi bir küfürlerde kulağıma çelenk 
bir atın cenazesine giderken 
ne giymek gerek
"bak iki göz bir görüyor"

diyemedim dostlar, diyemedim. anne sen hiç var olmamış bir masal kahramanı gibi çok sigara içiyorsun
içme. diyemedim. ilk kez sokakta yattığım gece
rabbim gecen kıyak gündüzünden sakın bizi 

ne diyordum. evet  küçüktüm. kadın çok güzeldi. neresinden öpeceğimi bilmiyordum. alıp büyüttü biraz beni. gazoz kapaklarını toplayan bizler
ne bilelim işlenebilir metali. o kağıt diyorum kaç gram. şu yirmiliğe ne çıkar. biraz daha ganyan. mezarlık durağında peynirciler, antalyada bir gece vakti.
baba diyor, var mı bir iki? olmaz mı diyorum. bak kollarımız saten kaplama değil ki. 

babasının çoraplarını giymiş. ellerimde kıllar yok diyor ufaklık. ben ağzımda ki şarabı silerken o sigarasını yakıyordu. şarap diyorum, hani fena kırmızı. 
içimizde ki dona çözülmüyor, vakit gece yarısı. 
lakin babamızın arabası ile caka satmak varken anlamsızlıklar da

kim koydu aklımıza şu şiir zımbırtısını.
"bak iki göz bir görüyor"

yanlışlıkla bir takım ideolojiler barındıran bıyık bırakmıştım
kimse söylememişti. insanların düşüncelerini gizlediği, olmak istedikleri portreler gibi giyindiği bir vakitte. herkes biraz kızgın. 
sokakta yürürken türkü söyleyen sanırım son kişilerdendim. yaşım genç. ruhum yaşlı palavrası. vakit erken, sabaha karşı intihara uzanan eller vuku bulacaktır elbet. bunlar nasılda trej sözler. 
ruhi su ölmeseydi keşke, bi vakit taptığım kadın düşmeseydi keşke. yollar dönüp durmasaydı. bu halinle sevemezsin.

yedialtmışbeş  Sigara ve küstahlığın görüş alanını daralttığı bir gecede oturdu Jim. Kırmızı ceketinin her cebinde dünyayı unutmasını sağlayacak bir şeyler taşıyordu. Belinde bir yedi altmış beş ceketine uyum sağlıyorken eli hiç titremezdi. Bu gece diğer gecelerden farklıydı, Jim henüz yeterince sarhoş olmamışken aynaya bakmış. Biraz düşünmüştü. Düşünmeyi ve hissetmeyi rafa kaldırdığı yirmi beş yılın ardından zorlu bir ondakikaydı. Yirmi beş yıla bedel bir on dakika. Daniel : Hey! Yukarı çıkıp o kızıl hatunu katletmeden önce bir şeyler yemelisin. Tetiği çekmek ve bir kadını duvara dayamak için tek şey lazım, viski ve biraz kaburga. Jim : Bu gece değil. Daniel : Gecelerin arasında ki farkı bizim gibi arka sokak sırtlanlarına anlatmıyorsundur umarım Jim. İnan buna çok üzülürüm.    Kafası hafifçe eğikti Jim’in. Saçları her zaman ki gibi olması gerektiği gibi kusursuz, ceketinin düğmeleri altındı. Belkide Texas’da ceketine sıçrayan kandan usanıp kırmızı ceket giyen tek katil oydu ama kurtulamıyordu düşünmekten. Bu onu yiyip bitiriyordu.Daniel : Ne düşündüğünü sormamızı bekliyorsan bu sonuçsuz bir bekleyiş olacak Jim. Tıpkı oyuncakçının vitrininden elleri boş dönen bir çocuk gibi durma karşımızda. Ya elinde ki lolipopun çubuğunu o kaltak annenin boynuna sapla yada elini bırakıp kendi oyuncağını almak için çalışmaya başla. Seçimini yap dostum.Jim : Bazen o kadını aranıza atıp bıkmadan ve usanmadan sabaha kadar becerişinizi izlemek istiyorum. Ucuz bir otel odasında o berbat duvar kağıtlarına her hafta kan sıçrar. Bu umurumda değil. Sadece viski şişesini kırmayın istiyorum. Onu katletmenizi yani istediği her şeyi vermenizi. Daniel : İşte her zaman ki Jim! Geri gelmen hoş dostum.Jim : ama sonra. Katlanamıyorum aklımda ki düşüncelere. Her gece aynı kabusu görüyorum. Sarışın bir kadını beceriyorum rüyamda, üzerindeyim ve dünya sırtımda. Aniden bir çocuğa dönüşüyor ve gözlerimin içine gülümseyerek bakıyor. Şaşkınca. Çoğu gece kusarak yada kendimi yanımda her kim var ise gırtlağına yapışık bir şekilde buluyorum.   Daniel kafasını önüne eğdi ve ıslak purosundan bir duman çekti. Gülmeye başladı aniden. Durmadan ve durmadan. Çok geçmeden ekibin geri kalanı da katıldı Daniel’e. Hepsi gülüyordu, ellerinde ne var ise yerlere saçılıyor ve kahkahaları derin dumanın altında ara sıra öksürüklere dönüşüyordu.Cash : Ov zavallı Jim. Bunları mı düşünüyorsun yoksa? Daha kötüsü hissetmeye mi başladın. Bak evlat bu dünyada olur da kendi içine bakacak olursan ellerin titremeye başlar. Herkes çok iyi bilir ki bizim tek düşmanımız titrek ellerimiz olabilir. Canını sıkmak istemem ama cehennemin bir basamak altına hoşgeldin. Şimdi düşünmeyi bir kenara bırakıp yukarı çık. Yapman gerekeni yap. O silahı kavrayacak ellerin. İster kendine çevir ister bir başkasına. Ne olursa olsun tetiği yine sen çekeceksin. Jim : Sadece kahrolası başka bir yerde yeniden başlamak isterdim. Her şeyi tekrar elime yüzüme bulaştırmak için. Ne diyordu Buffalo “lanet fahişenin beyni suratıma sıçramıştı dostum sanki yaşadığı her şeyi rüyalarımda görüyor gibiyim artık”. Sadece viski şişesini kırmasınlar.   Viskiden bir kaç yudum aldı Jim. Mesleği, yaptıkları ve yaşadıkları önemsizdi. Her insanın ortak noktasına takılmıştı ayağı. Sendeledi. Hava da sigara dumanı ve küstahlık ince bir çizgiydi. Kadınların kasıkları sulanmış erkeklerin ise ağzından kanlar akıyordu. Sıradan bir geceydi, ceketi kirlenmesin diye yine kırmızı giymişti. Belinde ki yedi altmışbeş zorluyordu yüreğini. Daniel : Hey garson! Şu karşı masada ki sarışın için bir şişe en iyi viskinden yolla. Yanında ki serseriye ise bizim masamızı gösterip bu gece fazlası ile karınları aç de. 

yedialtmışbeş

  Sigara ve küstahlığın görüş alanını daralttığı bir gecede oturdu Jim. Kırmızı ceketinin her cebinde dünyayı unutmasını sağlayacak bir şeyler taşıyordu. Belinde bir yedi altmış beş ceketine uyum sağlıyorken eli hiç titremezdi. Bu gece diğer gecelerden farklıydı, Jim henüz yeterince sarhoş olmamışken aynaya bakmış. Biraz düşünmüştü. Düşünmeyi ve hissetmeyi rafa kaldırdığı yirmi beş yılın ardından zorlu bir ondakikaydı. Yirmi beş yıla bedel bir on dakika. 

Daniel : Hey! Yukarı çıkıp o kızıl hatunu katletmeden önce bir şeyler yemelisin. Tetiği çekmek ve bir kadını duvara dayamak için tek şey lazım, viski ve biraz kaburga. 
Jim : Bu gece değil. 
Daniel : Gecelerin arasında ki farkı bizim gibi arka sokak sırtlanlarına anlatmıyorsundur umarım Jim. İnan buna çok üzülürüm. 

   Kafası hafifçe eğikti Jim’in. Saçları her zaman ki gibi olması gerektiği gibi kusursuz, ceketinin düğmeleri altındı. Belkide Texas’da ceketine sıçrayan kandan usanıp kırmızı ceket giyen tek katil oydu ama kurtulamıyordu düşünmekten. Bu onu yiyip bitiriyordu.

Daniel : Ne düşündüğünü sormamızı bekliyorsan bu sonuçsuz bir bekleyiş olacak Jim. Tıpkı oyuncakçının vitrininden elleri boş dönen bir çocuk gibi durma karşımızda. Ya elinde ki lolipopun çubuğunu o kaltak annenin boynuna sapla yada elini bırakıp kendi oyuncağını almak için çalışmaya başla. Seçimini yap dostum.
Jim : Bazen o kadını aranıza atıp bıkmadan ve usanmadan sabaha kadar becerişinizi izlemek istiyorum. Ucuz bir otel odasında o berbat duvar kağıtlarına her hafta kan sıçrar. Bu umurumda değil. Sadece viski şişesini kırmayın istiyorum. Onu katletmenizi yani istediği her şeyi vermenizi. 
Daniel : İşte her zaman ki Jim! Geri gelmen hoş dostum.
Jim : ama sonra. Katlanamıyorum aklımda ki düşüncelere. Her gece aynı kabusu görüyorum. Sarışın bir kadını beceriyorum rüyamda, üzerindeyim ve dünya sırtımda. Aniden bir çocuğa dönüşüyor ve gözlerimin içine gülümseyerek bakıyor. Şaşkınca. Çoğu gece kusarak yada kendimi yanımda her kim var ise gırtlağına yapışık bir şekilde buluyorum.

   Daniel kafasını önüne eğdi ve ıslak purosundan bir duman çekti. Gülmeye başladı aniden. Durmadan ve durmadan. Çok geçmeden ekibin geri kalanı da katıldı Daniel’e. Hepsi gülüyordu, ellerinde ne var ise yerlere saçılıyor ve kahkahaları derin dumanın altında ara sıra öksürüklere dönüşüyordu.

Cash : Ov zavallı Jim. Bunları mı düşünüyorsun yoksa? Daha kötüsü hissetmeye mi başladın. Bak evlat bu dünyada olur da kendi içine bakacak olursan ellerin titremeye başlar. Herkes çok iyi bilir ki bizim tek düşmanımız titrek ellerimiz olabilir. Canını sıkmak istemem ama cehennemin bir basamak altına hoşgeldin. Şimdi düşünmeyi bir kenara bırakıp yukarı çık. Yapman gerekeni yap. O silahı kavrayacak ellerin. İster kendine çevir ister bir başkasına. Ne olursa olsun tetiği yine sen çekeceksin. 
Jim : Sadece kahrolası başka bir yerde yeniden başlamak isterdim. Her şeyi tekrar elime yüzüme bulaştırmak için. Ne diyordu Buffalo “lanet fahişenin beyni suratıma sıçramıştı dostum sanki yaşadığı her şeyi rüyalarımda görüyor gibiyim artık”. Sadece viski şişesini kırmasınlar. 

  Viskiden bir kaç yudum aldı Jim. Mesleği, yaptıkları ve yaşadıkları önemsizdi. Her insanın ortak noktasına takılmıştı ayağı. Sendeledi. Hava da sigara dumanı ve küstahlık ince bir çizgiydi. Kadınların kasıkları sulanmış erkeklerin ise ağzından kanlar akıyordu. Sıradan bir geceydi, ceketi kirlenmesin diye yine kırmızı giymişti. Belinde ki yedi altmışbeş zorluyordu yüreğini. 

Daniel : Hey garson! Şu karşı masada ki sarışın için bir şişe en iyi viskinden yolla. Yanında ki serseriye ise bizim masamızı gösterip bu gece fazlası ile karınları aç de.